Isparta'nın Bir Yerlerinde...
Categories: [blog]
İnsan doğaya ne kadar çok ihtiyaç duyuyor, hayat devam ettikçe bunu daha iyi anlıyorum. Bir şekilde doğaya gitmek zorundayız. Ama çoğu bilinen yer artık kirlenmiş, tahrip edilmiş durumda—insanlar çöpleri bırakarak, sakin yerleri bozarak gitmiş.
O yüzden km'lerce gitmeye başladık. Daha ötede, daha uzakta gerçek bir doğa var mı diye. Ve buluyoruz. Harika yerler buluyoruz; temiz, sessiz, insan ayağının az bastığı yerler.
Bugün gittiğimiz yerde bir kangal köpeği vardı. Çoban köpeği, boynunda kurtlara karşı uzun çiviler olan, büyük bir hayvan. Suyun başında oyalanırken bizim yanımıza gelmedi. Yolun başında bekledi, sakince. Biz bir kaç saat sonra arabalarımıza binip gitmek üzere iken o köpek hala bizi bekliyordu. Biz gidince, usulca suyun yanına doğru indi. Ne düşündüğünü tam bilmiyorum. Belki korktu, belki rahatsız etmek istemedi. Ama susamıştı. Bizim orada olmamız sebebiyle su içmeyi erteledi. O köpek, iki sincap, belki on tane kuş... hepsi de bizim varlığımızdan etkilendi.
Şimdi düşünün: bu yeri, bu gibi yerleri insanlarla paylaşırsak ne olur? Dolar, taşar, kirlenir, pislenir. Çöpler bırakılır. Hayvanlar kaçar. Sessizlik bozulur. İşte o zaman fark ettim: bu yerleri paylaşmamak, bencillik değildir. Tam tersi. Onun sessiziğini koruma kararı, aslında o yerin hayatını koruma kararıdır. İnsanın doğaya ihtiyacı gerçek, ama doğanın insana ihtiyacı yoktur. Doğanın ihtiyacı, sessizlik ve rahat bırakılmaktır.



